Uzaklar II Şimdi Nerede?

Uzaklar'ın Dünya Seyahati

Kitap

Site İçi Arama

Twitter Image
Seyir Defteri

Güneye Doğru, 5 Şubat 2010

Yazdır PDF

Son 24 saatte 103 mil yol yapmışız. Üzerine rota tuttuğumuz Catarina Adası'na daha 200 mil yolumuz var. Dün sabah Ilhabela'dan demir aldığımızda hava çok sıcaktı. Gündoğusundan hafif bir rüzgâr esiyordu. Açık denize çıkınca 238 derece pusula rotasına girdik. Hava o kadar sıcaktı ki en ufak bir harekette bile üzerimizden ter boşanıyordu. Sıcak havaya bir de % 70 civarında seyreden nem eklenince kendimi yeni maraton bitirmiş bir atlet gibi halsiz hissediyordum. Önümdeki dürbünü alıp gözlerime götürmeye dahi mecalim yoktu. Sibel cenovanın boşunu aldıktan sonra gözüne giren terleri silerken söylendi, "Anlaşıldı, yazın Brezilya'ya gelinmeyecek…"

 

Porto Belo, 8 Şubat 2010

Yazdır PDF

Porto Belo
Porto Belo
DatsoPic 2.0 © 2009 by Andrey Datso
Ilhabela’dan ayrılırken niyetimiz Santa Catarina Adası’na kadar gitmekti. Ancak hafif rüzgâr yüzünden adaya varışımızın gece yarısını geçeceğini anlayınca planı değiştirdik. Bilmediğimiz yerlere gece girmeme kuralına uyarak, Catarina’nın 20 mil kadar kuzeyindeki Porto Belo adlı koya demirlemeye karar verdik. Mamafih buraya varışımız da karanlığa kaldı. Artık sabahı beklemedik. Ana karayla küçük bir ada arasından ağır yolla geçip, sakin suya ulaşınca demiri funda ettik.

 

Cik'in Fotoğrafları, 10 Şubat 2010

Yazdır PDF

Cik Uzaklar II’nin yeni mürettebatı oldu gibi görünüyor. Kendilerinin fotoğrafını bir önceki yazıya koyamamıştık. Ancak sitemizi yöneten Ersan Erkol bu önemli (!) eksiği giderdi. Böylece son fotoğraflar da siteye eklenmiş oldu.

 

Cik Gitti, 15 Şubat 2010

Yazdır PDF

Aldığımız son raporlara göre çarşamba günü hava bozuyor. Arjantin ve Uruguay açıklarından gelen yeni bir soğuk cephe bulunduğumuz yere yaklaşıyor. Güney yarıkürenin bu enlemlerinde soğuk cephe güneyden esen sert rüzgârlar anlamına geliyor. Tam kafadan, yani gitmek istediğimiz yönden esecek kuvvetli rüzgârlar bir hafta boyunca etkisini sürdüreceğe benziyor. Doğa güçlerine kafa tutmanın anlamsızlığını çoktan öğrendik. Zaten istesek de bunu yapmamız mümkün değil. Doğa çok büyük ve güçlü. Bizse çok küçük ve zayıfız. Tek üstünlüğümüz aklımız. O da yine doğanın bize armağanı. Aklımızı kullanarak Santa Catarina adasının kuzeyindeki geniş koya demirledik. Burası güneyli rüzgârlara kapalı...

 

Acayip Bir Bora, 21 Şubat 2010

Yazdır PDF

Beklediğimiz güneyli hava gelip geçti. Adanın kuzeyinde olduğumuz için bu kötü havayı hissetmedik bile. Ancak bir akşam çok zor anlar yaşadık. Türkiye’den ayrıldığımızdan beri karşılaştığımız en sert rüzgârı yedik. Hem de biz güneyden gelecek diye beklerken, rüzgâr kuzeyden esti. Ana adanın kuzeyindeki Francesco adlı minik bir adacığın altına henüz demirlemiştik. Gün batımına yakındı. Bir anda kuzey ufku kararmaya başladı. Daha ne oluyoruz demeye kalmadan deli bir rüzgâr yağmurla birlikte üzerimize bindirdi.

 

İzmirli Denizci, 27 Şubat 2010

Yazdır PDF

Sayın Mehmet Öztürk'e Açık Mektup...

Sevgili Mehmet Öztürk,

Bir süre önce siteye yolladığınız mektuptaki iyi dilekleriniz için teşekkür ederim. İnşallah Türkiye’ye varışımızda tekrar (ilkini ne yazık ki hatırlayamıyorum) buluşur, konuşuruz.

Mektubunuzda isim vermeden bahsettiğiniz ‘İzmirli’ bir denizci hakkında bazı eleştirilerde bulunmuşsunuz. Bahsettiğiniz denizciyi tanıyorum. Seyahatine çıkmadan önce birkaç kere buluşmuş, yolculuğu hakkında konuşmuştuk.

 

Dünyanın En İyi Dişçileri, 27 Şubat 2010

Yazdır PDF

Dişçi koltuğuna oturmaktan oldum olası korkarım. İlkokuldayken diş kontrolü için sınıfa gelen doktor canımı yakmıştı. Daha sonra gittiğim bir filmde, filmin kahramanına işkence yapılıyordu. İşkenceyi yapan eski Nazi subayı aynı zamanda dişçiymiş. Kurbanını dişçi koltuğuna bağlayıp zorla ağzını açtırmıştı. Ağzının içine baktıktan sonra başını sallayıp, “Dişlerine hiç bakmamışsın, berbat görünüyorlar. Şunlara bir el atalım,” demişti. Arkasından dişçi aletlerini alıp tedaviye girişmişti. Tabii uyuşturucu iğne filan yapmadan... Kahramanımızın koltuktaki çırpınışları en katı kalpli adamın bile gözünü yaşartacak cinstendi.

 

Familia Schürmann, 8 Mart 2010

Yazdır PDF

On gündür rüzgârın kuzeye dönmesini bekliyoruz. Ancak Posedion’un bir türlü gönlü olmuyor. Burada havayı bekleyen dört tekne olduk. Hepimiz güneye gitmek için uygun rüzgâr kolluyoruz. Güney yarı kürenin yaz mevsimi artık sona erdi. Kış kapıda… Yaklaşan kış mevsimiyle birlikte Güney Amerika’nın bu sahillerine özgü soğuk cepheler de birbiri ardına ortaya çıkmaya başladılar. Bu cepheler güneyli rüzgârlarla geliyorlar. Seyirdeyken yakalansak, tam kafadan gelen bu rüzgârlara karşı gitmeye çalışırız. Ancak insan sakin limanda yatarken kötü havaya çıkmayı aklından dahi geçirmiyor.

 

Vicente Klonowski, 16 Mart 2010

Yazdır PDF

Vicente’la bir akşamüstü tesadüfen tanıştık. Uzaklar II’nin havuzluğunda oturmuş etrafı seyrederken sahilden üzerimize doğru gelen küçük bir tekne dikkatimizi çekti. İlk defa bu tip bir tekne görüyordum. Sörf tahtasını andıran bir gövdenin üzerinde eğik bir direk vardı. Bu direğe bir latin yelken basılmıştı. Önünde de minicik bir flok açılıydı. Teknenin gövdesi o kadar suya yakındı ki, uzaktan bakıldığında sadece direk ve yelkenler gözüküyordu.

 

Yeniden Güneye Doğru, 18 Mart 2010

Yazdır PDF

Dün gece rüzgâr 7 kuvvete kadar yükseldi. Rüzgârla birlikte dalgalar da hemen büyüdü. Hava karanlık olmasına rağmen, yıldızların ışığında arkadan gelen dalgaların Uzaklar II'yi kaldırıp ileri ittiğini görebiliyorduk. Tekne bu şiddette havaya alışık… Başka zaman olsa zorlanmadan yol alırdı. Ancak bu sefer epey hırpalandık. Güneydoğudan gelen iri okyanus soluganlarıyla rüzgârın kaldırdığı dalgalar çarpışınca ortaya karmakarışık bir deniz çıktı. Sabaha kadar yalpalayarak seyrettik. Ana yelken bir kere tersten dolup kavança etti. Dümene koşup tekneyi topladık.

 


Sayfa 9 - 22

Sponsorlar